09/06/2019
1198

TABİP SEN ELLEME BENİM YARAMI

17 yaş... Ne güzel bir yaştır, hayatı toz pembe gördüğün, umutlarla dolu, kendini dünyayı fethedecek güçte gördüğün, 'delikan çağların'... Bu güzel yaşlarda biz ne yaptık? Tıp fakültesine girip, zorlu sınav maratonu arifesinde hayat yarışına başladık. Üniversitede, diğer bölümler gibi sevgililerimizle elele gezdiğimiz bir kampüs hayatımız hiç olmadı. Ders arasında çıktığımız bahçelerimiz, soluklandığımız kantinlerimizde hep hastalarımızla, hayatla içiçe olduk. 20' li yaşlarda hastalığı, ölümü, acıyı görür, nöbetlerde trajediyi yaşar olduk. Okul bitti, mecburi hizmeti, gurbeti gördük; uzmanlık sınavına hazırlanırken gece gündüz çalışmaktan uykuya hasret kaldık, binlerce sayfa not içinde yüzdük yaşarken ölüye döndük; sınavı kazanıp ihtisasa başladık; yıllarca nöbet tuttuk, ailemize hasret olduk. Yaşıtlarımız mesleğini icrâya başlayıp hayatlarını kurarken biz mücadeleye, sınava devam ettik; yükseldiğimiz her mertebe için devlete borcumuz nedense hiç bitmedi, her aşamada ayrı mecburi hizmete gönderildik, bu arada evlenebildiysek eşimizden; olduysa, çocuğumuzdan ayrı düştük. Ve bunları hep biz hekim arkadaşlarımızla 'birlikte' yaşadık. Birlikte ders çalışıp sabahladık, birlikte sınav kapılarında moral bulduk, birlikte gece aynı sedyeye kıvrılıp birlikte hastaya 'can' vermeye çalıştık, hiçbir meslek grubunun geçirmeyeceği kadar vakti 'birlikte' geçirdik.

Durum böyle olunca dostlar 'hekimi hekimden başka kimse anlamaz' deyişimiz kibirden değil, yaşanan acı gerçeklerdendir. Her meslek grubunun itibarsızlaştırıldığı, cehaletin sorgusuzluğundan istifade etmek isteyen simsarların cirit attığı şu günlerde, her zamankinden çok 'birbirimize kenetlenmeliyiz'. Tabi ki hatalarımız olabilir, meslekî eleştirilerimizi, hekim arkadaşımıza kişisel yapmak ve bize öğretildiği üzere 'bilimi bilimle savunmak' zorundayız. Sosyal medyayı tıp eğitimini, hekimleri yermek için kullanmak; Türkiye'deki mevcut sağlık sistemini eleştirmek yerine mevcut imkânlarla görevini getirmekle yükümlü meslektaşlarını karalayarak, birinin üstüne basarak yükselmeye çalışmak, değil ahlâkî etiğe, insanlığa sığmaz! Meslektaşlarını ezerek biyere gelmeye çalışan bu insanlar şu an 'diğerlerinden farklı, özeleştiri yapabilen doğrucu Davut'u' oynasalar da, mumlarının yatsıya kadar yanacağı; bilimin ışığının, cehaleti, cehaletten beslenenleri er ya da geç yokedeceği âşikârdır.

Hepimiz insanız; kendi çocuğumuz hastayken baktığımız doksanıncı hastada yüzümüz gülmüyorsa; bunun sebebini en iyi 'biz hekimler' bilebiliriz, biz bunu eleştirirsek şu an içinde bulunduğumuz meslekî savaşımızda zaten yenik düşeriz. Bir an önce biz hekimler 'bir' olmazsak dostlarım; okuyanı cahile kırdıran zihniyete çanak tutar; yalan yanlış doktor hatası haberi yaparak yoluna devam eden medyayı besler, daha çook şiddet haberi duyar, rehin alınmak bile herkesçe artık olağan karşılanıp, bu meslek için kaybolan yıllarımızdan çok kaybedilen meslek onurumuz için ağlar dururuz!! Unutmayalım hepimiz Hipokrat yemininde 'mesleğimizi bize öğretenlere saygı ve minnet göstereceğimize, meslektaşlarımızı kardeşimiz sayacağımıza, 'onurumuz' üstüne' ant içtik. Lâyık olduğumuz huzurlu ortamlarda; hastalarımızla karşılıklı sevgili saygılı hizmet vereceğimiz, mutlu hekimlerin yetişip yol alacağı, bilim, etik ve insanlık dolu günler görmek umuduyla, tüm kardeşlerimi saygıyla kucaklıyorum.