14/06/2019
1010

ŞEHİT DERKEN??

Birkaç gündür içimiz yanıyor, birkaç aydır, birkaç yıldır içimiz dağlanıyor. İki gündür oğullarım grip, evde onlara bakarken, ateşlerini ölçüp ilaçlarını içirirken çocuklarım için hasta demekten bile utandım. Binlerce ananın yüreği evlat acısıyla yanarken çocuklarımın ateşi yüksek diye endişelenmekten çekindim. Tüm ülke geldiğimiz son durum bu: Gülmekten, mutlu olmaktan utanıyoruz, pek çok eve kor düşerken, evladımızın kokusunu içimize çekerken, gözünden sakınılarak büyütülen o ana kuzularını ve kokularına hasret yaşayan ana babaları düşünüp, çaresizlik ve üzüntü içinde, yutkunuyoruz.


'Şehitlik’ denilen bi mertebeden bahsediliyor sonra. Kelime anlamını araştırınca özünde 'Allah yolunda savaşırken ölen Müslümanlara şehit’ denir. Vatan-millet kutsal duyguları eşliğinde; vatanı uğruna, görevi başında işini yaparken ölen insanlara da bu mertebe uygun görülmüş; vatanı ve aynı bayrak altında yaşadığı insanları korurken veya onlara hizmet ederken ölen polis, asker, itfaiyeci, doktor, hemşire, ambulans şoförü bu duruma uyan herkes 'Şehit’ sayılmıştır.


Peki maçtan çıkmış evine giderken, yolda yürürken, havaalanında kardeşini beklerken, işten çıkıp servisle eve dönerken, demokrasi için halay çekerken; 'kim için, ne için, hangi ülkenin savunması-mücadelesi için, hangi bağımsızlık için, hangi cihad için, hangi etnik grubun, hangi dini inanışın kurallarına uymak için, kimin çıkarları için’ olduğu belli olmayan, kendini patlatacak kadar programlı eğitilmiş yaratıklarca yaşam hakkına son verilmiş binlerce insan 'şehit’ midir?? Ne için öldüklerini onlar bilmiyolar, peki biz biliyo muyuz? Bu mertebeye onları çıkaran kimdir? Bu kararı, 'bu ülkede güvende yaşama hakkımı sağlamak görevindeki, sözde benim seçtiğim devlet adamları mı’ verdi acaba?? İnsanlara verilen 'ben senin çocuğunu koruyamadım ama şehitlik ünvanı verdim ve cennetini de garantiledim' şeklinde 'politik şehitlik' denilen bi sıfat mı vardır?? 


Neden hep fakir-fukara ailelerin tek gözlü evine şehit bayrağı asılıyor, bir tane sırça köşke taziye ziyareti gördünüz mü? 'Ondört bin liram olmadığı için seni askere gönderdim evlâdım, beni affet’ diye evladının tabutuna sarılıp ağlayan, sabah okula uğurladığı evladının parçalarını akşam bi poşette teslim alan ana-babaların gözyaşlarıyla ve toprakları; birilerinin çıkarı, hırsı uğruna öldürülen binlerce yiğidin kanıyla sulanırken; hiçbişey yapamamanın çaresizliğiyle 'yaşamak’ tan utanır olduk.

Düşünülecek çok şey var, söylenecek söz yok! Sözler ve düşünceler susturulsa da gerçekler değişmeyecek ve tarih asla affetmeyecek! Bize bu canım ülkeyi teslim edip, huzurumuzun devamlılığı için toprağımızı korurken şehit olan tüm evlatlarımıza, Ata'mıza ve Kurtuluş Savaşı Destanını yazan kahraman askerlerimize duyduğumuz minnet sonsuza kadar varolacak!