03/07/2019
3215

DÜĞÜN NEDİR??

Düğün genelde, ana-baba, akrabaların; 'eş dost düğün yapmazsak ne der?, ayıp olur' mantığıyla yapılan, dünyaları sunsan da çoğu kimseyi mutlu etmenin mümkün olmadığı; hele ki evlenen çift masraflara ortaksa ve bütçe sınırlıysa bir evin dizilebileceği paraya, genç çift veya çocuğunu evlendiren anne babanın, yıllarca borç ödeyerek .üzüldüğü gereksiz, yorucu, stresli toplantılardır.

Gelinin sabah kuaför ve makyajla başlayan günü, evden uğurlanma seremonisi, fotoğraf çekimi filanla sürer. Akşam düğün yerine geldiğinde gelin; genelde kafasında taşıdığı gelin topuzu denilen tokalarla yüklü beş kiloluk cisim, taşlı duvaklı kuyruklu 10 kilo gelinlik, ayakta 18 cm topuklu ayakkabılarla; perte çıkmış haldedir. Genelde ortak senaryolu bir filmin başrol oyuncusu olmaları gereken gelin ve damat, daha çok 'figüran' veya hatta düğün ânında 'yorgun savaşçıların dublörü' gibidirler. Ne yazık ki 3. dünya ülkesi olmanın acı gerçeği; düğünde patlayan silahlardan savaş filmi sahnesine bile dönen düğünlerimiz mevcuttur!

Eskiden veya şu anda belki bazı yörelerde yapılan; gelinle damadın önünde uzanan iett otobüs kuyruğu gibi, insanların ellerinde takılarla beklediği 'takı merasimi' denen 'gelinin yinngesinden bir adet burma bilenzik' diye mikrofonla dünya âleme duyrulup kamera çekimiyle de kayıt altına alınan garip törenin günümüz daha asortik düğünlerindeki hâli ise şöyledir: Gelinle damat nedense mikrofonla herkese topluca demez, masa masa 'hoşgeldiniz' diye dolaşır. Bu sırada gelinin el bileğinde asılı 'istemem yan cebime koy' şeklinde bir kese vardır ki, 'hoşbulduk' diye gelinin 3 saatte, asgari ücret ödeyerek yaptırdığı gelin makyajını öpüp yalayarak yokeden herkes, keseye getirdiği takıyı atar. Kalabalık düğünlerde, gelinle damat; bütün masaları dolaşıp bitirdiği an zaten orkestra artık halayla final yapmak üzre kasap havası çalmaya başlamıştır bile...

Klasik olarak pasta gelir, nedense harakiri bıçağı gibi 150 cm lik bi bıçak verilir, binlerce kez aynı latifeyi yapan garson bıçağın parasız kesmediğini söyleyip rüşvet, pardon bahşiş ister. Damadın cebinde genelde bütün gün araba-kuaför- yol- tuvalet nereye gitse önü kesilince vereceği bahşişler 5 er lira konup zamkla yapıştırılarak hazırlanmış zarflar, 'ver, açana kadar kaç kaç kaç' şeklinde hazırlanmıştır. Düğünde çekilen fotolara bakarsanız, gelin damadın gözünün feri gitmiş, koşturmaktan yemek bile yiyemediği için bet beniz solmuş, suratta aynı zoraki gülümsemeyle çekilen karelerdir. Düğün alkollü ve kafalar güzelse gece çiftetelli ve asla birbiriyle uymayan ayak adımlarıyla çekilen iğrenç halaylarla uzar gider, hele ki gelin damat için asla bitmez. Düğün alkollü olmasa bile, köşede kurulan gençler masası, masa altı kola ve vişne suyuna gizlice karıştırılan votkalarla coşar, hatta düğünde alkol ossa bu kadar içmezler; işin gizli kapaklı oluşu muhtemel keyfi verir ki, her düğünde nedense kola içerek!! yerlerde sürünen bi tayfa hep olur.

Bu arada gelen davetliler tabi ki birbirini süzer, kendinden daha ön masa ayrılmış kişilere hasetle bakılır, bekarlar mutlaka ama mutlaka 'seninki ne zaman işşallah' diye sıkıştırılır, varsa evli çiftlere 'neden hala çocuk yapmadıkları sorulup' cinsel hayatları sorgulanır; gelin tarafı damat; damat tarafını da gelin tarafı, asla kendi kraliyet soyundan gelen ailelerine lâyık görmez!!

Son yıllarda en az düğün kadar şatafatlı yeni bir konsept daha var biliyosunuz: Kına gecesi. Vay arkadaş, eskilerde, geleneksel olarak kızın ağlayarak baba ocağından, annesiyle helalleşerek ayrılmasını temsilen ailenin kızlarının toplanıp; ağıtların ve kınaların yakıldığı bir gece şu an yine garip bir hâlalmış. Bundan kâr sağlamayı hedefleyen tüketim toplumu dayatması organizasyon firmaları; çoğu zaman en az düğün yeri kadar abartılı hazırlıklar içinde; ortam sanırsın Muhteşem Yüzyıl dizi çekim yeri; üstlerinde bindallılar; gelin kızımız tepside, tahtırevanda neyim getirilen bir Hürrem Sultan havasında; breh breh... Nooluyo, olay ne; şu an dünyanın bi yerlerinde evlenen milyonlarca çift gibi onlar da 'evleniyor'!!, NASA uzaya roket fırlatınca bu kadar kıyametler kopmuyo ayol, bu neyin gösterişiyse?! Kırk gün kırk gece süren nişanı, kınası, bekarlığa vedası, düğünü olup evliliği 40 gün sürmeyen çiftler gördü bu gözler... İşin diğer bir tuhaf yanı; hadi gelenekleri yaşatalım diyelim; kına gecesinde damadın ve hatta en son gördüğüm, erkeklerin de ne işi var?? Kınaya gelip bayaa düğün gibi eğlenen kadın, erkek çoluk çocuk öpüşüp koklaşıp ayrılıp, ertesi gün üstünden 10 saat geçmeden düğün için biraraya geliyolar ya la; çohacayip bişey gerçekten!!

Her işimizde olduğu gibi düğünde de garip ritüellerle boğuşmadan, hayatımızın en anlamlı günlerinden birindeki mutluluğumuzu sevdiklerimizle paylaşıp eğlenmek, bu güzel günü anılarımıza mutlu kaydetmek için düzenlenen günler olarak yaşasak ne güzel olur, öyle değil mi dostlar?? Benim nikahım düğünüm vs nasıl mı oldu? O tamamen ayrı bir macera, ayrı bir yazı konusu, kesinlikle ilginç, kesinlikle hunili ve kesinlikle samimi; dubakiim onu da yaziyim bigün... Düğününüzü bilmem ama evliliğiniz güzel olsuN, işşallah çok âmin!