25/08/2019
1300

ATEŞ BENİ ÇAĞIRDI

Çocukluğumdan beri hep yaşıtlarımdan farklı olmuştum. Onlar çayır çimende yuvarlanıp oynarken ben durup arkadaki manzarayı seyretmiş, onlar kızların saçını çekmek için koştururken ben kızların örüklü saçlarının güzelliğine bakmış, onlar bilye oynarken ben bilyelerin içinde ışıldayan renklerin güzelliğine hayran, renkleri seyredip oturmuştum. Görsellik, estetik, renk ve uyumun benim için önemli olduğunu anlayan yeni kuşak bilinçli ebeveynlerimin çizim yeteneğimi de desteklemesiyle resim heykel bölümünü geçen yıl dereceyle bitirdim. Hatta resimlerimdeki mükemmel ayrıntılar, fotografik hafızamın muazzam oluşunu, yurdum insanı görmezken, henüz fakülteyi bitirmeden Fransa'da bi üniversiteden teklif aldım. Belki yaşıtım biçok kişide varolup keşfedilemeyen yetenek, anne babamın; dedemin bıraktığı mal mülkten nasibini alıp paralı ve mürekkep yalamış olmaları nedeniyle desteklenmiş, ben de hayalimdeki herşeyi çizer olmuştum... Hayal et, hisset, çiz; bak, gör, büyülen, çiz; gözünü kapa, düşün, gör, ayrıntıla, birleştir, çiz... Üniversite yıllarım böyle geçti, çizerek...

Güzele, güzelliğe bu kadar hayran bi kişi olarak hiçbi kız ilgimi çekmemişti, 'o'nu görene kadar!

Bi gün atölyemden çıktım, çok yorgun ve kendimi mutsuz hissediyodum. Tam hamburgercinin önünden geçerken ayaküstü bişeyler yemeye karar verdim. Kasaya yaklaştım, hani filmlerde sahnenin dumanlarının arasında, önünde mikrofon, harika dalgalı saçlarıyla Rita gitgide netleşir ve seni büyüler ya... İşte o patates köfte dumanlarının arasında netleşen güzelliği orda gördüm ben! Yer, zaman, ortam hiç farketmez, güzel ve estetik olan herşey ortamını güzelleştiriverir. Savaş ortamındaki bi çocuğun masmavi iri gözlerini, bataklığın ortasında bitivermiş sapsarı küçük bi çiçeği, açlığın ortasında yüzüne sinekler konmuş bi çocuğun masumiyetini hangi ortam maskeleyebilir ki?

Kıvır kıvır siyah saçlar, bembeyaz bi yüz, suratın ortasında küçücük bi okka ve bana ne istediğimi soran kömür karası gözler: 'Siparişiniz lütfen?'

O günden sonra ateş beni her gün çağırdı, her gün güzelliğimin yanına gittim, tanıştık, ben ona gerçekten âşık oldum. Melis'im, zeytinim, hem üniversitede okuyup hem çalışıyordu, öyle güzeldi ki, onu düşünerek harika resimler yapıyor, gözümü kapatıp parmaklarımın arasında o muhteşem boynunu, yüzünün muhteşem kıvrımlarını hayalederek yarattığım heykeller için sabahlıyor, mutluluktan uçuyordum.

Bir gün ilk defa iş çıkışı onunla görüşcektik, saatler geçmek bilmedi. İş çıkışı üstlerini değiştirdikleri odanın önünde bekliyordum, artık diğer arkadaşları da beni tanır olmuş, sanki onlar da benim mutluluğumu onaylıyor gibi gülümserken, zeytinimin dolabının önündeki dev gibi, eski, bi kedi yavrusunun içinde rahat uyuyabileceği bi çift ayakkabıya takıldı gözlerim, mesai arkadaşı obez Süleyman'ındır diye bakarken Melis hızla içeri geldi, hemen giyinip geliyorum deyince dışarda onu beklemeye başladım. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarparken Melis tüm zerafetiyle kapı önünde belirdi.

Onu ilk defa iş kıyafeti dışında giysilerle görmüştüm. Beyaz açık yakalı bluzunun üstünde görünen içine gömülesi köprücük kemikleri, altında hiçbi kemerin sıktırmaya kıyamıyacağı incecik belini ortaya çıkaran uzun eteği... Ve, ve o an işte nefesim kesildi, bu nasıl mümkün olabilirdi, öyle narin bi vücudun altında, o eteğin kıvrımları altında görünen, hayır hayır mümkün diildi, heralde kendininkine bişey olmuş, Süleymanın kedi yuvasından beter ayakkabılarını o giymişti!?!

Öyle dehşet içinde bakmıştım ki, Melis bana açıklama yaptı gülerek: İnanamadın di mi, dünya üstünde heralde 34 beden vücudunu taşıyan 43 numara ayağa sahip tek kız benimdir, annemin de ayakları büyükmüş, ilginç gerçekten di mi haha haha....

O gün zeytinimi son görüşümdü, günlerce kendime gelemedim, Öööyle ayak mı olur, 43 numara nedir beyaaavvv, öyle koca ayaklı Melis mi olur?!? Güzelliğe, estetiğe olan inancım, sanat aşkım, ilham kaynağım, herşey bi anda öldü benim için! 43 numara ayaklı hatun olur mu, 43 ne yaaa, kırk üüüççççç, Meliiiissss senin Allah'ın var mıııııı, nedeeeennnnnn?!?? O ayakkabılar benim değil diyeydin, Süleyman'ın onlar diyeydiiiinnn, giymeyeydiiin, ben o ayakları hiç görmeyeydiiimmmm!!!

Bi aşk hikayesi yazacaktım, ciddi, güzel sonlu, romantik; yine olmadı! Ay napiyim, kafam bi acayip çalışıyosa demek!? Kendim küçük ayaklı, orta boylu, balık etli olup hiçbi zaman o çok zayıf, uzun, çırpı bacaklı, sülün gibi ama koca ayaklı hatunlardan olamıyacağım için mi kıskandım yazdım sanıyosunuz?? Assslaaa, 43 numaralı hatun mu olurmuş, hiiç de kıskanmam bikerem hıh!!