31/05/2019
965

ÇIĞLIK

   Batman'da mecburi hizmet sonrası başladığım özel hastanedeki benim için rutin, bir başkası içinse vahim günde, odama gelen personelin sesiyle irkildim:
-Bi aşiret düğününde gelin vurulmuş, ameliyat için hangi odayı hazırlayayım doktore hanım?

  Biz nasıl bir ülke olmuştuk böyle; sevincimizde, üzüntümüzde, isyanımızda, kutlamamızda; herşeyde silah vardı artık! Psikolojik olarak dengeli, akıl sahibi kişilerin görev icabı bile muayeneyle teslim edilmesi gereken silah, sorgusuz sualsiz bi sürü manyağın elindeydi, ne yazık ki! 

  Ameliyat masasına alınan, acilde ilk müdahale için, gelinliğinin üst kısmı kesilmiş, giydiği beyaz tüllerden daha saf, daha beyaz 'çocuğu' görünce koşup dosyasına baktım. Bi taraftan 'ne gelini, ne düğünü hayvan herifler bu bi çocuk, daha 14 yaşında!' diye bağırıp çağırıp isyan ederken bi taraftan cerrah arkadaşlarla durumu stabilleştirmeye çalışıyorduk. Kurşun dalağa isabet etmiş, kızcağız çok kan kaybetmiş; zaten bi avuç olan bedenindeki gencecik kalbi kuş gibi çırpınıp ona hayat vermeye çalışıyordu. Nerdeyse yaşının yarısı kadar kan taktık sabîye, dalağın alınması, barsak tamiri ve gerekli müdahaleler yapılıp durumu stabilleşip yoğun bakıma çıkması kaç saat sürdü, inanın bilmiyorum. Şükür ki kurşun bikaç cm yukarıya isabet etmemişti. Personel bi taraftan anlatıyordu: 'Koskoca aşiretin düğünü, havaya ateş eden de amca oğluymuş, damadın babası hiçbi masraftan kaçmayın, özel hastaneye götürün deyince kapıp buraya getirmişler!'. İçimden 'aşiretinize de zihniyetinize de sıçiyim sizin' deyip, Zilan'ın başına döndüm, nihayet toparlıyordu yavrucak...

  Yoğun bakımın kapısındaki kalabalığın, yakılan ağıtların, çekilen zılgıtların gürültüsü artınca güvenliği aradım, sadece anne babası kalıp, diğerleri gönderilmeden bir açıklama yapmıyacağımı söyledim. Bi taraftan 'bir çocuğu evlendirip hayatını karartırken çekseydiniz o zılgıtları!' diye söylenip içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak kapıya çıktım ve gerekli açıklamayı yaptım. Onlara haykırmak istediğim çok şey vardı da, buna ne saatlerdir ameliyatta ter döken yorgun vücudum, ne de o kanlı gelinliği bi tarafa atılmış bir çocuğu hayata döndürme çabası veren ruhum, izin vermedi... 

  Zilan'ı ertesi gün uyandırdım, o bal rengi gözlerini açıp etrafa öyle ürkek bakıyordu ki, içim eridi! 'Korkma dedim, hastanedesin, güvendesin, ben Dr. Figen; dün düğünde vurulmuşsun acil ameliyata aldık, şu an iyisin, ağrıların geçecek, düzeleceksin' dedim. 'Abla bıraksaydınız öleeydim, ben o adamla evlenmeem, ne güzel kurtulcaktım' diye o ağladıkça, ben artık 'bi doktor' olarak değil, ülkemin gerçeklerine isyan eden 'bir kadın', cehaletin karanlığından korkmuş 'bir insan' olarak ben de ağlıyordum. 'Korkma kızım, herşey düzelicek' diye küçük kuzuyu verdiğim ilaçla sakinleştirip uyuttum; 'ya ben dedim, ben neyle sakinleşicem?'...   Bir insan sadece '14 yılda' ne yaşamış olabilirdi ki hayattan vazgeçecek? Bu çocuk kendi ağırlığından büyük bu acıları, sırf bu coğrafyada doğdu diye neden yaşıyordu? Evet kader değiştirilebilirdi ama bu sübyan kaderini değiştirebilecek hiçbirşeye sahip değil di ki! Tıpkı teyze kızı, komşu ablası, yüzlerce kader ortağı gibi o da çocuk yaşta evlendirilip, başkalarının kendisine bahşettiği veya bahşetmediği hayatı yaşayıp göçüp gidecekti; tıpkı anası gibi, ablası, ablasının görümcesi gibi... 

  O gece sabaha kadar düşünüp taşınıp, birkaç gün Zilan'ı gözlemleyip konuşup tanıdıktan sonra, planımı uygulamaya kesin karar verdim. Daha önce devlet hastanesinde çalışırken iyiliğimin dokunduğu bir aşiret ağası bana cebini verip bir sıkıntı olursa aramamı söylemişti. Onu arayıp kafamdakileri söyleyip yanımda olma sözünü alınca, Zilan'ın babasını konuşmak için odama çağırttım, kaşı-bıyığı gibi yüreği de kapkara olduğu yüzüne yansımış adamla konuşmaya başladım:

-Bak Veysi Efendi, kızın iyi, dalağının alınmasından dolayı dikkat edilmesi gerekecek şeyleri taburculuğunda ayrıntılı anlatıcam, onları ben takibederim sorun değil! Bana bak, bu çocuğu o babası yaşındaki adama satarak, onu vuran amca oğlundan daha büyük suç işledin sen! Şimdi bu kız için aldığın dört koyun parasını ben sana veririm, götür geri ver; onların anlıycağı şekilde 'bu kız sakattır, eksiktir, bu şekil veremem size' de, ne dersen de ama, bu kızı o adama verirsen seni de, o sapık herifi de hemen şimdi jandarmayı arayıp tutuklatırım. Bu kız için her ay sana ne gerekirse yapıcam, Zilan akıllı kız, okutucam onu! Bunu kabul etmeni, Gündüz Aşiretinin ağası Cemal amcam da ister, bak şimdi arayıp veriyorum kendine... Artık bu memleketin kendine ait kuralları olduğunu, kolluk kuvvetlerinden öte aşiret korkusuyla işlerin döndüğünü yaşarak öğrenen ben; Zilan'ı kurtarma çabasıyla onların silahıyla kuşanmıştım. Telefonda anlamadığım dilde bişeyler konuşsalar da, karşımda ezilip büzülen adamın hâlinden, isteğime ulaşacağımı anlamıştım. 

  Bazen televizyondaki zorla insanları ağlatmaya yönelik yazılmış ağlak, trajik dizilere denk gelince gülümsüyorum, belki beni gören 'ne ruhsuz kadın' der de; ben öyle yurdum gerçeklerini görüp, trajedileri içimde duyarak yaşadım ki, dizilerdekiler bana sahici gelmiyor artık, ruhsuzluğum ve deliliğim ondandır!

  Zilan okudu, iki yıllık muhasebe eğitimi aldı; şimdi kendine zamanında el uzatan ağanın fabrikalarının tekinin muhasebesine bakan, Figen ablası gibi çok okuyan, ayakları yere basan bir Atatürk kızı... Her hayırda bir şer olduğunu savunmam, yaşadıklarımdandır; amca oğlu onu vurmasa, şu anki hayatını yaşamıyor olacaktı. Zilan 'çığlık' demekmiş, çok şükür ki, onun çığlığı bana ulaşabildi; ama ne yazık ki bugün hâlâ sessiz çığlığını duyamadığımız, çocuk yaşta evlendirilen diyemiycem, satılan; çareyi canına kıymakta bulan, kabullenmediği için fâili meçhuller listesine eklenen; henüz alınmamış kimliği; ölüm raporuyla birlikte çıkarılan kızlarımız var bu ülkede yaşayan... Onlar da çocuk, onların da bayramı; dünyada herşey değişiyorsa o çocuklarımızın da kaderi değişmeli ve bunu ancak biz duyarlı Türk kadınları yaparız; hepimiz bir Zilan'ın çığlığını kesebilirsek, dünya daha yaşanılacak bir yer; hayat çok daha güzel olacak inanın...

  Dünyayı kadınlar ve o güçlü kadınların yetiştirdiği; o küçücük göğüs kafesinden attıkları kendilerinden büyük çığlıkları duyularak eli tutulan, güzel yürekli çocuklar tarafından kurtarılacaktır, ben eminim!