10/06/2019
986

HAYALLERİM, AŞKIM ve BİBUÇUK İSKENDER

16.Ekim.1946'da uygulanan ilk anesteziye ithafen 16.Ekim, 'Dünya Anestezi Günü' olarak kabul edilmiş. Peki anestezi nedir, hangi işlere bakar, bi hikayeyle öğrenmek ister misiniz?

Onunla tanıştığımızda ben bilgisayar dersanesinin kursiyerlerinden bi çıtırdım, o ise yakışıklı bilgisayar hocamız. Ders günleri bende bi telâş! Saç-baş, makyaj, kıyafet deneme, sanırsınız defileye çıkıcam. Ama aşk işte, gençlik ateşi güzel şey! Onun her bakışında kalbim çarpıyor, yanaklarım kızarıyordu; göz süzme, endam, işve ne gerekiyosa yaptım ve onu kaptım. Evlendiğimizde ben yirmi yaşındaydım o ise otuz. Ne yazık ki kısa sürede, yakışıklı prensim kurbağaya dönüştü. 22'imde anne olunca, zaten artık kendime ait bi hayatım yoktu. Oysa ne hayallerim vardı, muhasebe okumuştum, eşimin şirketinde birlikte çalışcaktık, kendi işimin kadını olacakken elimde süpürge, ütü, kucağımda çocuk televizyonda kadın programı izleyip sadece 'akşama ne pişirsem?'i düşünen bi hâle ne ara gelmiştim ben? 'Böyle hayatın tam ortasına sıçiim!' derken telefonum çaldı.

Arayan kocamdı, son günlerde bu hislerle onun da kafasını şişirdiğimden olsa gerek 'hazırlan seni alıcam, yemeğe gidelim başbaşa' dedi. Aslında iyi olmuştu, lise arkadaşım Neriman face'ine boy boy kocasıyla fotoğraflarını koyup duruyoken ben uzun süredir koyamamıştım, hem fotoğraf da çeker koyarım dedim kendi kendime. Altına da yazdım mııı 'hayallerim, aşkım ve bi buçuk iskender’, ayyy evet, süper olacaktı!

Çocuğu önce anneme bıraktık. Arabada bi suskunluk, biraz laf attım ama baktım adam kravatı gevşetti, camı açtı, nefes almaya çalışıyor

-İyi misin sen?

-İyiyim biraz nefesim daraldı.

-İçme şu zıkkımı yaa! Nefes alamıyosun, her an fosur fosur! İki gün sonra televizyondaki gibi 'hadi baba, hadi baba' kalcaksın vallahi tıknefes!

-Ayy içiyim de dırdırından kurtulıyim, boşver yaa kazık mı çakacam, ohhh sessiz sakiin, bazen diyorum şöyle hastalansam da yatıp dinlensem azıcık!

-Ayyy Ahmeet lafın altında kalacağına bokun altında kalırsın, iç o zaman!

Arabadan indik, restorana girdik, siparişimizi verdik; etrafı incelerken karşı masadaki hatuna baktım. Tek başına oturmuş hem yemek yiyor hem de kendi kadar bi kitabı okuyup notlar alıyordu. 'Ayy yazık, kaç yaşına gelmiş hâlâ ders çalışıyo, üstü, saçı-başı ne kadar özensiz' diye düşünüp çantadan aynamı çıkarıp kendime şöööyle bi baktım 'evet evet, güzeldim!' Fotoğraf çekmesi için garsonu çağırdım.

Tam bu sırada Ahmet göğsünü tutarak yere yığıldı, mosmor kesilmişti. Ben panik içinde 'yardım ediiin!' diye çığlık atarken karşı masadaki o minyon hatun yanımıza doğru koştu; 'dev'leşti sanki... Eğildi, son derece soğukkanlı olarak eşimin nabzına bakıp masaja başladı, garsona dönüp:

-Çabuk arabamın arkasındaki ilkyardım çantamı getirin dedi. Ben donakalmıştım. Hem ağlıyor hem dua ediyordum: 'Allahım nolur onu bana bağışla, nolur Ahmet'i mi kızımla benden ayırma, yalvarırım!'.

O sırada gelen ilkyardım çantasından bi tüpü çıkarıp kocamın ağzından soktu, bi balona bastıkça Ahmet'in rengi düzelmeye başladı. Ambulans geldiğinde doktor hanım bağırarak ekibe bilgi verdi, ambulansa atladı, kocamın yanında gitti. Ben olayın şokunda ambulansın arkasından bakarken garson:

-'Doktor hanım yakındaki hastanede anestezi uzmanıdır, gel bacım biz seni hastaneye götürelim' dedi.

Acil yapılan anjioyla damarı açılan Ahmet çok şükür yaşıyordu, o an nöbet çıkışı yemek yemeye uğrayan doktor hanım orda olmasa, bu belki de bizim 'son yemeğimiz' olacaktı.

Ahmet'e hayatını bağışlayan doktorun 'anestezist' olduğunu duyunca şaşırdım, bu narkozcular sadece ameliyatta hasta uyutmuyo muydu?? Geçenlerde sabah programında anestezistin uyuttuğu 80 yaşındaki bi hasta, narkoz çok gelince öldü diye bütün kadınlar doktorlara sayıp sövmüştü. Kadının tekinin 'doktor sefa içinde para için kesip biçer, umrunda mı sanki?’ diye ahkâm kestiğini hatırlarken, etrafıma baktım. Şu an yoğun bakım ünitesi kapısı önünde, o yalan-yanlış her gün doktor hatası haberlerinde geçen kişiler 'benim kahramanlarımdı', gece üçte bizim için koşturan, bizim için uyumayan, bizim için uğraşan hekimler...

Tam o sırada doktor hanım geldi:

-Çok geçmiş olsun, Dr.Figen ben, şanslısınız tam zamanında yetiştirebildik; kardiyolog arkadaşlar da kapalı damarı açtılar; içerdeki yoğun bakım nöbetinde, anesteziden Dr. Kutluk bey var, ben sabah ameliyata girmeden yine uğrarım, şükür herşey yolunda şu anda!

-Teşekkür ederim.

Ölümle yaşam arasındaki çizgide koşturup kocamı azrailin elinden çekip almış, bana kocamın yaşadığını söylüyor, ben de ne diyodum sadece:' teşekkür ederim'. Neyse dedim kendi kendime, kafamı toplayıp 'Ahmet iyileşti' diye teşekkür yazısı yazınca, doktorumu da etiketlerim artık...

Kafam karmakarışıktı, kocamın alamadığı terfî, bana alamadığı araba, çocuğun huysuzluklarına sinirlenişim, aldığım üç kilo için aynanın karşısında üzülüşüm, her şey ne kadar anlamsızdı! Gözlerimden yaşlar süzülürken bekleme odasında duvarda asılı yazıyı okudum: 'Yaşam, biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir'. Ne kadar doğruydu. Kocamla face e mutluluk fotosu atacakken şimdi nerdeydim; du bakiim dedim yine de face'ime yazıyim: Hayallerim, aşkım ve Anestezi Yoğun Bakım...

Bikaç gün sonra Ahmet taburcu oldu, bi aylık evdeki istirahati süresince sanki birbirimizi yeniden kazanmış, yeniden sohbet eder hâle gelmiştik. Ahmet’i hayata döndüren ‘meleğimizle' teması hiç kesmedik, ara ara hatrını sorup telefondaki 'yorgun ama sevecen' sesi hep içimizi ısıttı.

Çocuğumuzun bademcik ameliyatı olması gerektiğini öğrenince heyecanla yine 'onu' aradım. Ameliyat günü geldiğinde odada kızımı ziyarete geldi, onu görmek bile hepimize güven vermişti.

Ameliyathane girişinde çocuğumu kucağımdan alırken onunla gözgöze geldik. Bu ne zor bi iş, ne büyük bi sorumluluktu?!! 'Çocuğunuzu verin, ona hiç ağrı duyurmadan uyutup kesicez, düzeltip daha da sağlıklı, güvenli bi şekilde size geri vericez' diyen bi doktorun gözlerinin içine 'size güveniyorum çocuğumun hayatı sizlere emanet' bakışıyla evladınızı teslim etmek. Akıl alır bi iş değildi bu!

Kızımın ameliyatı çok iyi geçti, hatta ilerleyen yıllarda bel ağrısından kıvranan babamın ağrısını kesip şifa veren de yine bir 'anestezi hekimi' oldu.

Ameliyatta hastanın kalbi, ciğeri olan, gece başında sabahlayan, ızdırap içinde kıvranırken ağrınızı kesip yüzünüzü güldüren, Azraile meydan okuyan ama kimsenin tanımadığı bu 'gizli kahramanları' hayat bana işte böyle tanıttı.

Eşimle işyerimize geldim, birlikte çalışıyoduk artık; bilgisayarımı açtım bugün '14 Mart Tıp Bayramı' imiş. Hemen Figen hanımı arayıp gününü kutladım. Ben çok şanslıydım, bir musibet hayatımda bin güzel değişim yapmıştı; ekrandaki eşim ve çocuğumla olan resme bakınca içim mutlulukla doldu, herşey için şükrettim. Umarım siz de hep şanslı olursunuz, ihtiyacınız olduğunda sizin de 'meleğiniz' yakınlarınızda olur.

‘Du bakiim face'imde konumumu paylaşıyim de, şirkette olduğumu, işe döndüğümü görsün herkes!’.