14/08/2019
1625

Hunili Doktor'dan BİR AŞK HİKAYESİ

Salonda, kapalı mekanda spor yapmayı oldum olası sevmemişimdir. Spor dediğin açık havada olmalı, oksijeni içine çekince, hayatı içinde hissettirmeli sana spor... Ama o gün, spor salonunda ‘o’nu gördüğüm an oksijen kalbime aktı; kalbim boğazımda atmaya başladı sanki.

Etrafta ondan çok daha güzel vücutlu, yakışıklı, her kası ayrı ayrı selam veren bisürü adam varken neden onu görünce galaksinin tepesinden hızla boşluğa düşüyor; içim bu kadar titriyordu bilmiyorum.

‘O koşu bandı arızalı, bunu kullanın isterseniz’, bana böyle seslenmişti ilk. Böyle bi söz insanı bu kadar mutlu eder ve tüm gün yüzünde salak bi tebessümle insanın kulağında çınlar mı, ne garip bi duyguydu bu! Spor yapmak bana hiç bu kadar cazip gelmemişti, nöbet çıkışı bile olsam soluğu salonda alıyordum.

Bigün molada oturup meyve suyumu içerken mekanın sahibi yanıma geldi:

-Doktor hanım meraba, siz hangi hastanedeydiniz, omuz ağrım çok arttı bi gelmek istiyorum muayeneye? Ben onunla konuşsam da aklım gözgöze geldiğim, arka masada oturan ‘o’ndaydı...

Kuş gribi furyası dönemini hatırlarsınız; kırmızı et mafyasının gündemi ele geçirmesiyle tavukların bize sayıp söverken toplu itlâf edildiği günler, işte ben de payımı aldım o virüsten! Kuş mu domuz mu bilmem ama bikaç gün beni yatağa yapıştırınca tabi spor sevdam da rafa kalktı; değil spora gitmek kalkıp tuvalete zor gidiyodum. Bi hafta sonra işime anca dönebildim. Hastalık sonrası o gün, poliklinikte bi taraftan aksırıp tıksırıp hasta bakıp kendime acırken, içeri giren ‘o’nunla dünyam aydınlandı. Tüm fonksiyonlarımı öldüren virüsü işte o anda altettim, kalbim yerinden fırlıycak gibi oldu.

Hep şort tişörtle gördüğüm hâlinden, bu uzun kaşe paltolu, hafif şakakları kırlaşmış saçları, teniyle tezat beyaz gömlekli hali çok daha yakışıklıydı. Elindeki dosyayı uzattı:

-Doktor hanım merhaba; beni hatırlar mısınız bilmem, bu arada tanışamamıştık bile, ben Onur, spor salonunda karşılaşıyorduk sizinle...

Ben bi taraftan lanet olası çeşme gibi akan burnumu silerken bi taraftan da uzattığı elini sıktım; heyecandan buz gibi olan elim onunkinin içinde eridi gitti. Normalde cool bi hatun olan ben, bu adamın karşısında nasıl bu hale geliyodum bilinmez.

-Haaa, evet evet şimdi hatırladım sizi (hee şimdi hatırladım bi an aklımdan çıkmadın ki) nasılsınız, nedir şikayetiniz?

Bu soğuk, doktor tavırlarımdan sonra toparlandı ve

-Iıııı belim, belim çok ağrıyo, bacağıma vuruyo da belki fizik tedavi önerir misiniz diye, sırtım da bazeen şeyyy ağzında bişeyler geveledikten sonra:

-Bak, ben seni gördüğüm andan beri hep aklımdasın, baktığım ekranda, içtiğim birada, gördüğüm rüyada hep sen. Bi haftadır seni salonda görmeyip içimde bişeylerin öldüğünü görünce geldim, daha önce hiç yaşamadım böyle bi his:

‘Evlen benimle, seni çok mutlu ederim.’ Absürd olduğunu biliyorum ama beklediğim ‘o kadın’ sensin.

-Haapşuuu, tamam, kabul ediyorum; hep birlikte yaşıyalım o zaman.

İşte ‘o’nunla böyle evlendik. Bir mühendisle bir doktorun garip aşkı işte böyle başladı.

2 YIL SONRA:

-Alooo canım napıyosun; ben birazdan çıkcam hastaneden de eve gelirken bi karpuz alsan yaa... Ne demek bu mevsimde ne karpuzuuu, onu beni hamile bırakmadan düşüncektin! Alooo, Onur orda mısın? Eveett aşkımm, anne-baba olucazz, dur, sakin, tamam ha ha haa tamam, bağırma şaşkıın!

İşte minnoşumuzun doğacağı haberini böyle verdim ‘o’na. Yaşamak için artık bir değil iki sebebim vardı; o ve kızım. O hep benim en iyi arkadaşım oldu, en çok sohbet ettiğim, gülmekten yerlere yattığım, en güvendiğim, sırtımı dayadığım, göğsüne uzanıp kalbinin sesini dinlerken huzur bulduğum, en çılgınım, yoldaşım, kocam... Öyle güzel seven bi adamdı ki, kızını da işte öyle sıcak sevdi, çok da iyi bi baba oldu.

Şimdiiiii, tamamen kurgu olan bu hikayeme ara veriyorum:

-Eğer okurken yüzünde tatlı bi tebessüm oluştu ise... Sen bi ‘aşk insanı’sın (Erkeklerin büyük kısmının hikayeyi aşlı meşkli diye okumadan geçtiğini düşünüyorum, bu yazıyı gören yani hikayeyi geçmeyen erkeğe saygılar olsun!). Sevmeli, sevilmelisin. Eğer bekarsan amman diyim âşık olmadan evlenme yoksa hayatboyu bu duyguları hiç yaşayamazsın! ki insanı insan yapan duygudur aşk; âşık olmadan ölmemeli insan...

-Eğer okurken yüzünde ‘he heee çok gördük böyle aşkları, kesin bi arızası çıkar, böyle adam mı olur ayol?’ ifadesi varsa ... Vay arkadaş, ne yaşamış neler görmüşsün, ama inan var böyle aşklar, birliktelikler; hata sende mi onda mı, seçimlerde mi otur bi düşün bakalım, sonra karar ver. Eğer böyle diyo, bi de bekarsan durum çok kötü! Bu güvensizlik, inançsızlık ve önyargının olduğu yerde aşk olmaz ki, kaçar tabi! Biraz aç gözünü, ortamlara gir, sap-çöp deme, bul ‘o’nu, şans ver, aşk çok güzeldir beyav...

-Eğer hiçbişey hissetmeden okuduysan... 'tuuuuu yazıklaar ossun', ne kadan da romantik, duygusal yazdım, odun olmuşun ayol sen! Git kaktüs sula, onlan sohbet et, ancak ondan anlarsın sen nolcek, hıh!!

Bir değişik aşk hikayemizin daha sonuna geldik; sizin hikayeleriniz de hep aşklı, sevgili ve çok mutlu olsun...