10/06/2019
779

LAŞANTIMİİ KANTAREEEEE

Gözümü açtım, onu gördüm, onu sevdim ben... Henüz 18 yaşında, tıp fakültesinin ikinci sınıfındaydık ikimiz de. Bir gün anfide denk gelip yanyana oturduk, sonra her ânımızı birlikte geçirir olduk. Aşk öyle güzel bir duyguydu ki, en ağır stajlar ve en bitmek bilmez nöbetler bile onunla harikaydı. O gurbetçiydi, ailemi ailesi bildi; öyle sevecen ve saygılıydı ki annem babam da zamanla onu, oğulları yerine koydular. Birlikte mezun olup keplerimizi havaya fırlatıp bana sımsıkı sarılıp evlenme teklif ettiğinde 'tabi ki', dedim; onsuz bi hayatı hiç düşlememiştim bile... İlk aşkım, hayat arkadaşım olacaktı, o da beni çok seviyor ve bunu her fırsatta dile getiriyordu. Ama 'önce hayatımızı yoluna koyalım, ihtisasa başlayalım, nöbet yoğun asistanlık günleri bitsin, evleniriz' dedik. Mezuniyetten iki ay sonra girdiğimiz uzmanlık sınavını ben kazandım psikiyatrist olacaktım, o ise ideali cerrahi branşı kazanamayınca pratisyen mecburi hizmetine doğuya atandı. 6 yıl boyunca onun ailesini ziyarete gittiği bikaç gün dışında hiç ayrılmadığımızdan bu süreç ikimizi de sarstı. Onu uçağa bindirirken, tıpkı evlilik teklif ettiği gün gibi bana sımsıkı sarıldı 'gece gündüz çalışıp sınavı ve seni kazanıcam aşkım merak etme!'. Gerçekten en ufak bir şüphem yoktu, biz her türlü sıkıntıyı atlatırdık.

Asistanlığımı ayda nöbetsiz geçen tek haftasonumda onun yanına giderek geçirdim. Atandığı ilçe hastanesinde çok yoğundu, yüzlerce muayenesi, benden ve aileden uzakta yaşadığı küçücük lojman odasında; elinden geldiğince çalışsa da sonraki sınavı da kazanamadı. Ben tek hayalim aynı şehirde hayatımızı yoluna koyma ve onun sınav endişesinde, kendi hayatımı bile yaşayamaz olmuştum. İkinci sınavı iyi geçince annem babam benim sınavı kazanmamdan bile çok sevindiler ki, benim stresimin artık azalmasını onlar da heyecanla bekliyorlardı. Bir akrabamızdan sınav sonuçlarının bir hafta önce, ertesi akşam açıklanacağını duyar duymaz ona sürpriz yapmaya karar verip, ilk uçağa bilet alıp yollara düştüm. Hayatımızın her önemli ânı gibi bunu da yaşarken birarada olmalıydık. İlçeye giden son minibüsü kaçırıp taksiyle lojmana gelip kapıyı çaldığımda kalbim yerinden fırlayacaktı sanki! Hem benim gelişim, hem o akşam hayatımızın haberini alacak olmamız; onun için bu gece sürprizler gecesi olacaktı!!

Kapıyı hiç tanımadığım bir kız açtı. Ben donakalmış ona bakarken dediği hiçbirşeyi duymadım, duyduğum tek şey 'Aşkıım, bakar mısııın biri seni soruyor'; gördüğüm tek görüntü içerden gelen evleneceğim adamın yüzünde büyüyen gözleriydi. Ordan nasıl gittim, o karanlık, hiç bilmediğim sokaklarda ağlayarak kaç saat dolaştım, uçakla evime nasıl geri döndüm inanın hatırlamıyorum; hatırlamak da istemem. Hayata, insanlara olan güvenimin yok oluşu, inancım, hayalkırıklığı, kızgınlık, kırgınlık... Bölüm hocalarımın aylarca desteği, antidepresanlar, terapiler derken hayata yavaş yavaş geri döndüm. O sınavda bu şehirde bir üniversiteyi kazandı diye, şehrimi bile değiştirmeyi düşündüm; onunla karşılaşma ihtimalim bile gece rüyalarımı kâbusa döndürüyordu. 'Zaman evlat acısını bile biraz söndürüyorsa, aşk neydi ki; ilk gençlik gerizekalılığı işte!' dedim kendi kendime... Bir ortak arkadaşımızın face sayfasında karşıma düğün fotoğrafı geldi, o kızla ki bizim camiada haberler çabuk yayılır, hastanede sağlık memuruymuş; evlendiklerini gördüm; o gün sanki mangalın külünün üstüne su serpilir ya, Tanrı sanki o suyu serpti yüreğime... Bir daha da onu hiç düşünmedim.

5 yıl kadar sonra, birkaç arkadaşımla bir psikiyatri kliniği kurduk. Sekreterim, randevusuz bir hastanın aile terapisi için ilk görüşmeye geldiğini söyledi, kabul ettim. İçeri giren kadını hemen tanıdım, o gözlere bakınca içimde koca bir çığlık yükseldi, boğazım düğümlendi ama bu benim işimdi, profesyonel davranmalıydım. Biraz su içip sesimi kontrol altına aldım

-Buyrun dedim, geliş nedeniniz nedir?

Evliliğinin çok kötü gittiğini, eşinin kendisini çok seven çok iyi bir insan olduğunu, çok iyi kazanan bir doktor eşi olmanın keyifli olduğunu ama onu hiç üzmek istemese de artık bu ilişkiden keyif almadığını gözümün içine bakarak anlattı. Çocukları olmamıştı, daha doğrusu 'ben kendimi hazır hissetmediğim için korundum' dedi. Bir yıldır başka biriyle ilişkisi olduğunu ama eşinin bunu haketmediğini, ona nasıl söyleyeceğini bilmediğini, aslında iki adamı da sevdiğini filan söyleyip; kafa karışıklığını giderme; evliliğini kurtarmak için yardım istemek için bana geldiğini söyledi. Ben artık kendimi tutamadım:

-Bana bak orospu, şu an karşıma geçip hayatımı karartan bir şerefsizin iyiliğinden ve seni çok sevdiği yalanından bahsediyosun. Hayatta neden iki adamı birlikte yürütmekle 'sevmek' kelimelerini aynı cümlede kullanabilen kaltakların işleri yolunda gider bilmem ama iki karaktersiz çok da uymuşsunuz birbirinize; sittir git şimdi ne bok yersen ye ben anlamam böyle iğrenç ilişkilerden'.... demeyi çok isterdim tabi, ama diyemedim...

Ona eşinin adını sorup, tesadüfen dönem arkadaşım çıktığını, bu durumda terapinin taraflı ve açık olamıyacağını söyleyerek hasta olarak kabul edemiyeceğim bahanesiyle başkasına gönderdim.

Bu sinir bozucu, her zamanki en büyük organımdan uydurduğum hikayemde siz ne yapar, aaakideşe ne önerilerde bulunurdunuz? 'Erkek kısmısı diil mi tuuuu az bok çok bok, özünde hepsi bok diyenler', benzer hikayeleri yaşayanlar için serbest kürsüyü açıyorum, anlatın yazın sayın sövün, serbest atış tutuşu başlaaatııyooruuum, dehade buyrun... Hikayenin adı niye böyle mi; e fonda çalıyo duymuyo musunuz 'laşantımiii kantaaareee...', hebele hübele...