15/09/2019
2157

MASAL SAATİ: PİLEMSES ve BEZELYE TANESİ

Bir varmıış bir yokmuş, evvel zaman içinde, g-stringler mabad içinde, develer youtuber, pireler fenomen iken, ben ablamın kitchen aid'ini tıngır mıngır titreştirirken ülkenin birinde kendine eş arayan bi prens varmış. Bu prens anasının sözünden çıkmayan ezik mi ezik, İngiltere'nin kızıl prensi Harry'den kızıl mı kızıl, kendine güveni olmayan sümsük mü sümsük, vur eline ekmeğini al paçoz mu paçoz, biri beni durdursun, garip mi garip bi prensmiş. Ülkede zâti erkek çocuklarının hepsi en güçlü en bi şehzade modunda büyütülürken, o bi de gerçekten şehzadeymiş ya breh breh breh, düşünün gücünü! İstediği her kızla evlenebilme lüksüne de sahip olduğundan bi türlü kimseleri beğenememiş. Anası kraliçeye gidip 'annecim sen plemsesimi bul, ben bulamıyom hatta ben ilk gece bişey yapamazsam da sen gereğini yaparsın' filan gibi çohacayip manyak şeyler söylemiş. Söylememiş de olabilir ama ben anasının bulduğu kızlan evlenip anasının sözünden çıkmayan adamlara gıcık olduğumdan öyle yazdım, masal benim uyarlamam değil mi, istediğimi de yazarım bu arada, hıh!

Neyyse, bigün bi fırtına olmuş, dışarda sırılsıklam olan bi kız kapıyı çalıp, o gece onlara sığınmak isteyince 'dubakiim demiş kraliçe, kız güzel, ama bi test yapıyim eğer geçerse ben bunu plemses yapayım oğluma' demiş. Bi yatak kurdurup üç beş kat şiltenin altına bir adet bezelye koymuş, kızı yatırmış. Sabah olmuş, bu arada kraliçenin aslında bu kızı oğluna alası varmış, sormuş, 'nasıl, demiş, rahat uyudun mu yoksam narin vicuudunu inciten bişey mi oldu?'. Kız pek anlamamış, 'çok da rahat uyudum' deyince kraliçe bozulmuş. 'Kızım işin yoksa bugün de kal da seni ağırlayayım' diyerek, aklınca kıza bi şans daha vermiş. Kızın gözleri ışıldamış, 'gerçekten miii, bütün gün evde oturup kitap, dergi, televizyon, öööyle dümdüük durcak mıyız ne güzel hayat' deyip hemen kabul etmiş. Kraliçe işsiz güçsüz insanların her gün yaşadığı bu hayata bu kadar sevinip özenen bu kıza hayret etmiş, 'ne kaa güzel bak, küçük şeylerle mutlu olan kızdan iyi gelin olur' demiş kendi kendine. Kraliçe ve tabi bu masalları yazanlar manyak ya, illa ki bezelye testini geçmeli gelini olacak kişi, hırs yapmış, bu sefer kız testi geçsin diye kendi kendine üçkağıt yapmış. Bezelyeyi tane olarak değil koca konserve kutusuyla koyup üstüne ince bi şilte atmış. 'Kesin uyuyamıycak, testimi geçip plemsesimiz olacak' diye heyecanla uykuya dalmış.

Sabah kalkıp koşarak kızın yanına gitmiş, 'nasıl demiş uyuyamadın heralde, rahatsız oldun di mi??' Kız bakmış, 'yoooo demiş, ayılar kimin döne döne uyudum ne kaaa güzel ne kaaa rahattı bu yatak' deyince kraliçe çıldırmış: Kızım sen nasıl rahatsız olmadın çıldırtma beni beyaav, o yatakta koca bi bezelye kutu konserve vardı, nası uyudun bi yerin incinmeden?' deyince gerçekler ortaya çıkmış. Meğer kız bi doktormuş, acil nöbetinden çıkmış, yıllardır sedyede, orda burda doktor odasındaki 20 yıllık çekyatlarda neyim yatmaktan zâti şaftı kaymış, onun için kutu konserve neymiş ki, telefon çalmayan hasta olmayan her ortamda çok rahat uyuyabilir, gündüz insanların rutin kahvaltı, gazete keyfi bile ona lüks gelebilirmiş!

Kraliçe 'bak kızım ben seni beğenmiştim ben kraliçeyim, seni ülkemin plemsesi yapacaktım ama benim de böyle bi saplantım var. Bezelye testimden geçemedin hem sen bu ülkede doktor olarak o bezelye konserve kutusuyla birlikte uygun yerine kaçmış zâti, sen ki çalışmaya alışmışsın senden plemses neyim olmaz demiş!!

Kız da dönmüş, sen ööyle san bikerem mesela Figen var, hem anestezist hem de plemses kendisi. Gerçi son günlerde bi şamar plemsesi gibi gelen vuruyo, giden sövüyo ama olsun; o yine de doğru yolundan şaşmıyo demişşş. ( insanın kendi masalını kendi kurgulaması da bi ayrı güzel tavsiye ediyorum, ister plemses yapın kendinizi isterseniz yakışıklı prens, size kalmış.)

Gökten 3 taş düşmüş, biri anlayanın tepesine, öbürü anlamayanın kafasının orta yerine, diğeri de anlamak istemeyenlerin taaa uygun yerine... Biz doktor ve sağlık çalışanlarının çilelerini her şekilde yazdım; hikaye, roman, şiir ve işte masal. Ama tabi ülkenin en büyük sorunu 'okumamak ve cehalet' olmasaydı, durumumuz da böyle içler acısı olmazdı öyle değil mi dostlar? Hem bizim insanımız istediği masala yıllarca inanır; işine geldiği an ayakta uyur, herkesi ayakta uyutur biz anestezistler gibi ilaç bile kullanmadan hem de; o da ayrı bir yazı konusu!

Unutmayın 'günümüze uyarlanmayan masallar biraz eksiktir!'