10/06/2019
1143

MAVİ

Onunla mecburi hizmete gittiğim yerde tanıştım, karşı komşumdu. O da ben gibi görev için hiç bilmediği bi diyara göçmüş, işini yapmaya çalışan bir mühendisti, karşı komşumdu.

Acil hekimi olarak gecesi gündüzü belli olmayan hayatımda bir ilişkiye yer açmak istemesem de, insanın yüreği plan dinlemiyor. Görüşme talebine bir iki olumsuz yanıt verdikten bikaç ay sonra, akşam eve gidip onu görmek için sabırsızlanırken buldum kendimi. Birlikte güzel sohbet ediyor, güzel gülüyorduk. Ben ona hastalıktan, hastalarımdan; o bana sondaj borularından bahsetse bile, birbirimizi saatlerce dinleyebiliyorduk.

Babam ben 8 yaşındayken bizi terketti, beni annem büyüttü. Annem öyle babama bağlı, onu seven bir kadındı ki uzunca bi süre kendine gelemedi. Hiç unutmam bir gün bana 'erkekleri asla şımartmamak gerekir, asla sevdiğini söylemiyceksin onlara! Eğer sevildiğini bilir seni 'cepte' görürse işte böyle çeker gider!' dedi. Babam kadar sevilen bir adamın annemi niye terkettiğini hiç anlamadım, beni niye terkettiğini düşünmedim bile, düşünemedim, belki de düşünmek istemedim.

Bir gün gripten sürünerek acil nöbetinden geldim, uzandım. İnsan böyle zamanlarda iyice duygusallaşıyor herhalde; bu kadar yalnız kalmamın sebebi belki de erkeklere güvensizliğimi sağlayan babamdı! Karşıma çıkan herkesle arama bir duvar örüp kendimi orada güvende hissetmem doğru muydu yoksa elimden kayan kendi hayatım mıydı, bilmiyordum...

O sırada kapı çaldı, Engin elinde bir tencere sıcak çorbayla 'bi prenses hastalanmış dediler, ellerimle çorba yaptım' diye girince ben kendimi bıraktım, ağlayarak onun boynuna sarıldım. Engin de tepkime şaşırdı; 'bi sebze çorbasına bu kadar sevineceğin hiç aklıma gelmezdi' filan dedi, gülüştük, oturduk içtik çorbamızı.

Dizlerine uzandım, saçımı okşarken bana 'Bana seni tarif etmemi söyleseler ne derim biliyo musun? 'Mavi', sen benim mavimsin... Bu sapsarı bozkır memleketinde tek rengimsin. Gökyüzü kadar, deniz kadar engin, huzurlu bir mavilik yaşıyorum seninle. İlk defa bir kadına söylüyorum: Seni seviyorum...

Ben mi naaptım, 'ben de seni' demedim, diyemedim, ondan da kendimden de kaçtım, uyuyor gibi yaptım, hayatımın en huzurlu ve derin uykusuna daldım.

Birkaç gün sonra fizîken daha toparlanmış ama ruhen karmakarışık bir haldeydim. Engin muhtemelen söylediklerini duymadığımı, uykuya daldığımı düşünse de sanki telefondaki sesi biraz kırgın geldi bana. Ben de ruhen de toparlanana kadar bahane yaratıp onu üç gündür görmemiştim. O sırada acilin kapısından hızla bir hasta müdahale odasından içeri alındı, getiren çocuk bilgi veriyordu: 35 yaşında erkek hasta, araç içi trafik kazası. Dağdaki şantiye yolunda freni patlayan bi kamyon arabayı biçmiş, zor çıkardık, genel durumu ağır.

Ben o gün Engin'e, sevdiğim adama hayatımın en zor resüsitasyonunu yaptım. Kalbinin üstündeki 'MAVİ' yazılı dövmeye, masaj için her bastığımda sanki benim yüreğim doldu, taştı. Monitör düz çizdiğinde, onunkiyle birlikte benim ruhum da sanki beni terketti. Annem doğru söylememişti; hani onu sevdiğimi bilmezse beni hiç terketmiyecekti?!? Engin de gitmişti işte, hem de hiç dönüşü olmayan biyere; hem de ben ona 'ben de seni seviyorum' deyip boynuna sarılamadan...

Lütfen 'seni seviyorum' demekten korkmayın, çekinmeyin, ertelemeyin! Yoksa hiç söyleyemeden veya sevgi sözü duyup mutlu olamadan sonsuzluğa göçebilirsiniz...

Dr. Figen Demir Kardeş

Mutlu son isteyen kızçelerim için İKİNCİ SON:

O sırada acilin kapısından hızla bir hasta müdahale odasından içeri alındı, getiren çocuk bilgi veriyordu: 35 yaş erkek hasta, araç dışı trafik kazası, bilinç konfü, spontanı var.

Hastaya baktım, evet oydu bu, ne yazık ki... 'Kapıcı Mehmet' ti getirilen. (ne alaka bilmiyom, hikaye nereye gidecek ben de meraktayım!)Acilen ameliyata alındı, epidural hematomu boşaltıldı. Ertesi gün yanına uğradığımda genel durumu iyiydi ama şuuru hâlâ kapalıydı ki bana 'Abla apartmandan şikayet var, Engin Ağbi hep senin evine girip çıkıyomuş, evsahibi ya imam nikahı kıysınlar ya evi boşaltsınlar dedi. Bu nasıl bişeydi ki, bu insanlar neyin kafasını yaşıyordu; bir imam mı olayı meşrulaştıracaktı, teyyellaam.

Bigün olanlardan bahsetmeye karar verdim. Engin bana gelince, beni seviyor olduğunu bilmenin de verdiği rahatlıkla olanları anlattım; Engin 'deli mi yaa bunlar; ben asla kimseyle evlenmeyi düşünmüyorum, bana bak sen de öyle bişey beklemiyosun heralde di mi?' demesiyle benim rengim değişti, gözlerimde şimşekler çakmış olmalı ki 'şaka şaka yaaa, deliler gibi seviyorum kızım seni ben' dedi. Ve işte o an o sihirli iki kelime dudaklarımdan döküldü 'Kapıcı Mehmet'... Kapıcı Mehmet ekmek getirmiş olmalı, kapı çalıyo, sen çıkma ben açarım...

Ay valla bugünkü ruh halimde onlar eremiyo muradına, biz de çıkamıyoz kerevetlerine; mutlu sonum da ancak bu kaa oldu, idare edin artıkın, hebele hübele.