10/06/2019
725

MAYA, BADEMLİ KEK ve BEN

Dün gece üç hastam doğurmaya karar vermiş; sabaha kadar doğum odası ve ameliyathane arasında mekik dokudum. Kulağımda hâlâ ‘ıkın ıkın; sık dişiniiiii, bağırmaa’ sesleri ve sancı çeken anne feryatları... Kadınlık ne zor zanaat yav; eskiden roller belliymiş; kadın doğurur, büyütür, evi çekip-çevirir erkek de eve ekmek getirirmiş. Şu anda roller karışık, çoğu evde kadın başrolde erkekse figüran bile değil! Çalış, kazan, doğur, büyüt, çocuk bak, ev işi, kariyer hepsi kadında, yani başrol oyuncusunda...

Tüm bunları düşünürken saate baktım 9 olmuş; oğlum kurstan 11’de çıkacak, eve girip uyuyakalmaktan korktuğum için bi yerde kahve içip vakit geçirmeye karar verdim. Yanlış anlamayın keyif için değil, insanoğlunun kahvaltı, kahve, gazete okuma gibi rutinlerinin biz doktorlar için lüks olduğu şu günlerde bi de doçentlik sınavına çok az süre kalmış biri olarak bu iki saat, yanımdaki notlarıma bakmak için iyi bi fırsat. Oturdum, filtre kahve yanında da kendime geceki yorgunluğumun ödülü olarak çok sevdiğim bademli mekik keklerden ısmarladım; önüme notlarımı açtım; ‘şu sınavı hayırlısıyla geçseydim’ diye iç çekerken, içeri giren kızıl âfet dikkatimi çekti. Bi insan haftasonu pazar günü, sabahın bu saatinde de çekici olabiliyomuş demek? Dar jean üstü gömleği; kalite akan yelek-çizme uyumu; düzgün fiziğiyle ben bile gözlerimi alamadım hatundan, ‘güneş sanki sadece onun saçlarına vurmuş, onun kızıldayan saçlarından ayrılmıyo’ diye düşünürken garsonun sesiyle kendime geldim; filtre kahvemin enfes tat ve kokusunu hissederek notlarımı okumaya başladım.

Bikaç dakika sonra o hatun yanımdan geçerken parfümü vurdu yüzüme, ben okumaya devam; ama hatun başımda durup ‘Neris ablaaaa, beni hatırladın mıı?’ deyince dünyaya döndüm. Gözler hiç değişmez; bu iri yeşil gözler çok tanıdık ama?

-Ben Maya, hatırladın mı; liseden arkadaşın Günfer’in kardeşiiii’ deyince evveett hatırladım! Günfer iyi arkadaşımdı, Maya da ondan 8-10 yaş küçük; herdem başa belâ, şımarık ama hep çok güzel kardeşiydi ve ne yazık ki hâlâ çok güzeldi!

-Ay Neris abla yaaa, usanmadın mı çalışmaktan, seni hep çalışırken hatırlıyorum, bu yaşa gelmişin haaâlâ mı çalışıyosun yaaa ha ha ha’ diye ağzını ayırarak gülerkenki hislerimi tahmin edersiniz. Davetsizce oturdu yanıma; garsona döndü ‘her zamankinden’ deyip anlatmaya başladı:

-Ben okulu hiç sevmedim biliyosun abla; liseden sonra biraz gezdim, tozdum sonra bi mağazada satış temsilcisi oldum. (ben içimden ‘yani tezgahtar?? ) Ay Neris abla yaav hep derim ‘okumak yaşlandırır’ diye ayol baksana nasıl da yorgun görünüyosuuun!! Şimdi yanından geliyorum, yaşam koçuma söyledim bu fikrimi, gül gül öldük. Ama vaar yaaa koçum efsaane, bütüün çakralarımı açtı, hayat kısa yiyip içip geziyorum ablaaa sana da tavsiye etcem ama sen gezmeyi de bilmiyosundur ki hahaha haa!! Ay dur ablacım, telefonum çalıyo çocuğun dadısı ‘alooo, evet, kaç kere söyliycem oyun ablası saat 1’de gelcek diye yaaa, üff tamam’.

-Benim kız 3 yaşında; var yaa bence akıllı telefonlardan sonra çağın icadı ‘oyun ablası’; çocuk hep dadıyla sıkılıyo ya, oyun ablası denen şey haftasonu geliyo çocukla oynuyoooo, biz de kocişkoyla başbaşa görüşebiliyoruuz. Kocişko diyince, onla bigün Beymen'e alışverişe gelmişti, satış yaparken tanıştık; eşiyle bi mutsuz bi mutsuz, bana âşık olunca boşandı, evlendik; adam resmen karşı cinsi benimle tanımış, öyle diyo, bunun exi, robot gibi gudubetin tekiymiş, üstüne alınma da abla, o da senin gibi çalışma manyaağı bi kadınmış...

Bu modeller hiç susmuyodu heralde, karşımda aralıksız kendinden, rahat ve güzel hayatından bahseden, ağzını geydirip kelimeleri uzatarak okuyan bi hatun; bense 40 yaşında bi saat uykuyla bi kafede hâlâ ders çalışmak için uğraşan, hiçbi zaman dadı, hizmetçi gibi yardımcıları olmamış; mecburi hizmetiydi, tayiniydi derken çocuğunu il il; hatta bazen nöbette hastane hastane dolaştıran, hayatı mücadeleyle geçmiş bi savaşçıydım resmen.

Maya, tuvalet için kalkınca derin bi nefes aldım ‘kendine gel, sen koskoca doktorsun, duyan da şu Allah’ın gerizekalısını kıskanıyosun sanır; uykusuzluktan bu hislerin; kız gelince sen de kariyerinden filan bahset, zekanla ez onu, bu hadsizlere haddini bildirmek lâzım’ diye kendime gaz verdim, evet hazırdım, çaat çat lafını vercektim.

Makyajını tazeleyen hatun ‘ee abla hep ben anlattım, sen kesin iyi bişeyler olmuşundur, yüzüğün yok ama evlenmedin heraldee??’ deyince ohh dedim sıra bende:

-Ben cerrahım, hep ameliyata girdiğimden yüzük takamıyorum, evliyim; oğlum da var bi tane; kadın doğumcuyum’ dedim acık gerinerek.

Tam o sırada kız sevinçle karışık garip bi heyecanla atladı: Aaa abla, benim kocişkom da Kadın doğum profesörüüü, tanıyosundur kesiin, ismiiii ......, tesadüfe bak yaaaa, ha ha ha!

Ben o andan sonra sizce kızıl afete hayalimdeki lafları edebildim mi; karşımdaki, meslektaşlarımdan birinin tüm sıkıntılarını paylaşıp, parayı, vakti bulunca kendinde bulamadığı ‘kadın’lığı, övgüyü, alâkayı bulup boşandığı adamla evlenen bu hatuna içimi dökebildim mi? Laf sokabilmek mi, doçentlik sınav jürimdeki hocanın eşine öyylee miiii? Sınava eşşek gibi hazırlanırken ben, şimdi miii? Hayat bu mu? Hayat âdil mi? Herkes hakettiğini yaşar mı? Babam bu kadar güzel pasta yapmayı nerden öğrendi, bızztt cızzt kendi uydurduğum hikayeyle kendi devremi yaktım ya la!!

Peki bu hikaye size tanıdık geldi mi?? Geldiiysseeeeeeeee haaydi çifteteelliyee, Ayşe Fatma Haayriiyeee....