09/06/2019
947

NOEL ÂDEMİ

Mecburi hizmete başlayalı 8 ay oldu. Okul, TUS, ihtisas, hasta, acil, hastane, mecburi derken hayatım sanki yok olup gitmiş gibi hissediyorum. Hep çalıştım, hep örnek oldum, hep başkalarına hizmet ettim, hasta bakarken ne tatil gördü gözüm, ne erkek istedi yüreğim. Ben heralde bikaç işi birarada yapamayanlardanım. Okulu, işi, nöbeti koca bulmak hatta çocuk yapıp büyütmekle birlikte yapan bisürü arkadaşım da var aslında; evet evet sorun bende olmalı! Acaba karşıma gerçekten kalbimi çalacak biri çıksaydı yoğun da olsam görür müydüm? Neyse, artık önümdeki yıllara bakmam lazım galiba.

Eskiden yılbaşı bana heyecan verirdi, giyinir, süslenir, plan yapar kutlardım. Şu an sadece geçmiş yılları değerlendirip keşkelerle geçen günler olduğuna göre yaşlanmaya başladım demektir.

Aslında tamam, takvim yaşım 30, çok da fazla değil ama ne yazık ki kadınlar bu konuda şanssız anacım! Erkeklerin hayat boyu spermi ve parası olduğu sürece gideri varken neden bizim yumurtalar tükeniyo; reytingimiz düşüyo ki? Bu âdil mi? Üstelik doğurup büyüten de biziz...

Bu ruh halindeyken aileme işyoğunluğumu bahane edip bu yıl yanlarına gitmedim; bu yeniyıla ilk defa yalnız giricem. ‘Yalnız’ offfff, ne kötü bi kelime bu, insanın içini sıkan, depresyona iten... Ankara’dayken sosyal bi çevrem vardı, yalnızlığı hissetmiyordum ama bu küçücük ilde haftalardır yeniyılı kutlamanın günahıyla ilgili vaazlar veriliyor; dükkanlar normalde yazdıkları neonlu tabelaların ışığını bile yanlış anlaşılır diye kapatıp, her yer yeniyıla ışıl ışıl girerken burda ‘en karanlık’ olan kazanıyor, nasıl bi yere düştüysem artık?!

Mutfağa geçtim, kendime yemek hazırlarken bi taraftan da biramı yudumluyordum. Salata yapıp mutfağın penceresinden bakarken, bahçede bi kıpırtı gördüm. Bi birayla sarhoş olamazdım ya, gözlerimi oğuşturup dikkatlice baktım, evet kırmızı bişey vardı orda kesin.

Ben akvaryumdan bakan balık gibi ağzım açık cama yapışmışken o kımızı şey bana yaklaştı büyüdü büyüdüüüü; camın karşısında gözgöze geldiğim; yeryüzünde görüp görebilceğim en yakışıklı noel kostümlü adam oldu. O bana el işaretleriyle kapıyı açmamı söylüyordu, bense haklı olarak ağzım açık ona bakıyordum.

Birden kendime geldim, içgüdüsel olarak etrafa baktım, bahçemde noel baba da olsa bi erkek olması muhitte hiç iyi karşılanmazdı, onun için mi yoksa gerçekten onu çok beğendiğim için mi bilmiyorum, koşup kapıyı açtım ‘gel gel çabuk, aman kimse görmesin seni!..’

İçeri apartopar giren genç adama gülerek ‘sen nerenin noel babasısın yaa, bu şehirde öyle bi yer var mı ki, şaşırdım gerçekten’ dedim.

Uzun boylu geniş omuzlu kumral adam bi taraftan kafasındaki şapkasını çıkarırken bi taraftan konuşmaya başladı:

‘Yav yok, ben gerçek Noel babanın torunuyum, burası mecburi hizmet bölgem. Dedem ‘önce oraları inandır kendine; dilekleri yerine getir; sonra burası kolay diye Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya yolladı beni resmen!’

Ben ‘tabi tabi, he he öyledir, tamam yav Tanrı misafirimsin Noel ademi; ben de tam soframı kurmuştum gel birlikte yiyelim, hem ben de mecburiciyim, yoldaş sayılırız; mecburici Noelciymiş teeyyallam?!?’ dedim gülerek. Tabi ki kimse bunu bana inandıramazdı ama bu garip adamın gitmesini de istemedim.

-Vay arkadaş dedem Türkiye'den hiç böyle bahsetmemişti; seni iyi karşılarlar, hoşgörüyle, sevgiyle demişti. Yeminle İran'da bu kadar zorlanmadım, resmen beni kovaladılar, linçten zor kurtulup bahçene sığındım. Bu ne yav, İslam hani hoşgörü diniydi? Kimi içer, kimi içmez; bana değil yeniyıla iyi dileklerle girmeye inanır, onun için güler, eğlenirler, aile ve sevdikleriyle birarada karşılarlardı yeniyılı? Nerdeeee, 'kuruyemiş bile yemeyin!' diye broşür dağıtıyolardı; işiniz zor gözüküyo; umarım insanların birbirinin görüşüne, inancına, kişiliğine olan saygının arttığı günleriniz olur.

- Mâdem adını söylemiyceksin ben hakkaten 'Âdem' diycem sana. Haklısın valla ülkem ne yazık ki hızla her alanda geriye doğru gidiyor; yurtdışında insan klonlanıp Ay'da hayatta kalma modelleri geliştirilirken biz hâlâ yılbaşında kutlama yapmak câiz mi onu tartışıyoruz; çok üzgünüm çoook. Pıssst; ona da bi bira açtım ‘şerefine Noel Ademi, içelim güzelleşelim; bak kafam acık iyi olsun neler diliycem senden!’

Dilek dememle hemen çıkardı cebinden kağıt kalem ‘evet alıyım dileklerini’...

'Yaaa arkadaşım tamam gerçekten sorun diil, nerde çalışıyosun, ya da kimle noel baba fantazisi yaparken basıldın da kaçtın inan umrumda değil rahat ol boşveeer; hayatım boyunca kontrollü yaşadım da noldu; artık valla kasmıycam, ânı yaşamak, ne istiyosam onu yapmak istiyorum!'

-'İlk dilek işi tamaaam’ diyen garip adam yüzünde dünyanın en güzel gülüşüyle birasını kaldırdı içerken, boynundan aşağı dökülen bira damlaları gerçekten beni acayip tahrik ediyordu!

‘E hadi amaaa, şu an beni istiyosun hem de tüm hücrelerinle; dileğin de ânı yaşamak değil miydi niye tutuyosun ki kendini?’ diyerek kalktı yanıma gelip elini uzattı. Hayatta geçirdiğim en garip yılbaşında, karşımda Noel babanın torunu olduğunu iddia eden dayanılmaz çekicilikte bi deli, beni dansa kaldırıyordu. Televizyondan gelen mükemmel bi müziğin notalarında kendimi ona bıraktım, öyle sıcak, öyle yakışıklı, öyle güzel kokuluydu ki belki de sapığın tekiydi ama hakkaten umrumda değildi, onun ritminde kaybolmuş sanki bulutların üstünde dans ediyordum. Birden beni kucaklayıp koltuğa taşıdı; kulağıma ‘yeniyıla girmemize çok az kaldı; benim ol, sana hayatının en güzel gecesini yaşatıcam, dilediğin gibi senin için ‘ilk’ unutulmaz olacak bebeğim’ diye fısıldadı. Ben sanki hipnotize olmuştum, mümkün değil ona hayır diyemiyor, tamamen teslim oluyordum. Bu yaşa kadar ‘ay değecek biri olsun, ay tek gecelik olmasın, ay duyulursa hoş olmaz’ diye kasarak yalnız kalmıştım ve artık hormonlar ağzımdan taşıyordu. ‘Ölüp gitcen be salak, adamı istiyosun, taş gibi de adam, eminim işinin de ehlidir bırak, bırak artık kendini’ dedi bi ses içimden. Ben artık tamamen Noel Âdemi'ne teslim olmuş herşeye hazır ve nâzır, 30 yılın özlemiyle beklemekteydim.

İç çamaşırımın ortaya çıkmasıyla adam bi anda irkilerek karşı duvara resmen fukara sümüğü gibi yapışmasın mı?!?

-Yaaa kızım bu ne yaaav, beyaz penye pazar donu ne allasen; bugün yılbaşı, bas bas bağırıyoz kırmızı don giyin diye. Bizim kesin kurallarımız var, beyaz don bizi bozar, mümkün değil ben yapamam; dileğini yerine getiremem. Eh sen bu annane donlarıyla tabi ki yalnız kalırsın; için dışına yansır; içine bunları giyersen öyle mutsuz, umutsuz, ben yaşlandım modunda dolaşırsın tabi. Tüh yaaa tam yeniyıla dileklerini gerçekleştirerek girecektim ki bak saat 12 oldu. Neyse yapcak bişiy yok tatlı kız, ben kaçaar, beyaz don ne yaav teeyeellaam, filan diye söylene söylene giyinip çıkarken ben yeni bi yıla şaşkın, üzgün ve hüsranlarda girdim mi girdim!

Sonraki bikaç yıl hep yılbaşında kırmızı donumu giyip camın kenarında oturup Adem’i bekledim. Gelmedi, mecburi hizmeti bitmiş olmalıydı yoksa unutur muydu hiç ‘beni, beni, Bihter’ini...’

Bi anda akıl hastanesinin koridorundan gelen sesle kendine geldi:

‘Bihter Başaar, ziyaretçin vaaar!’. Hastabakıcı onu annesinin yanına götürürken; ‘Bihteer yine kafana geçirmişin kırmızı donu kızım yaaa ne zaman düzelcen sen?’ dedi. Bihterse çok mutluydu:

-Evet bu o, geldi işte, geldi Âdemim, benim için, kırmızı donumla görcek beni!

Sizin Noel Ademiniz gerçek, kanlı-canlı olsun; en önemlisi de tüm dileklerinizi yerine getirsin hem de üstünüzde ne renk don olursa olsun!..