09/06/2019
709

TOPAÇ TEYZE

Son bir hafta içerisinde, aynı şehrin değişik mahallelerinde gerçekleşen altıncı garip yaralama vakasıydı. Kiminin kulağı, kiminin burnu kesilmiş, kiminin kıçına şişe sokulmuş, kimi karnından bıçaklanan insanlar... Şükür ki hepsi zamanında müdahale edilip kurtarılmıştı.

Yaralıların verdiği eşgal aynı, hikayeler benzerdi. Gündüz hastaneye muayeneye gitmişler, dönüş yolunda veya evlerinde uzun-zayıf, siyah kıyafet ve maskeli bi adam saldırıp yaralamıştı. Tuhaf olan, gündüz kulağı için hastaneye gidenin kulağı, hemoroidi için gidenin kıçı, karnı ağrıdığı için gidenin karnından yaralanmasıydı. Kimdi bu uzun-zayıf adam, derdi neydi?!?

Polis memuru Muhittin günlerce tüm şehirde poliklinik önlerindeki uzun zayıf, eşgâle uygun şüpheli adamı aradı. Yaralıların muayene olduğu günkü poliklinik listelerini çıkarıp taratınca ortak bir kişi dikkatini çekti: Hayriye Topaç... Kimdi bu Hayriye; niye her gün ayrı bi polikliniğe muayeneye gidiyordu?

Muhittin ertesi sabah Hayriye'nin evden çıkışını, kapısının önünde bekledi. Hayriye, 60 lı yaşlarda, başı eşarplı, soyadı gibi topaç, nur yüzlü yurdum teyzelerinden biriydi. Sabah 7 gibi yollara düşüp yakınlardaki bir hastanenin FTR polikliniğinde muayene sırasını bekleyen hastaların arasına oturdu. Bi süre sonra yanındaki kadınla konuştuğunu farkeden Muhittin, Hayriye teyzenin yakınlarına oturup kulak misafiri oldu:

-Senin neyin var guzzum? Boynun mu ağrıyo? Sırtına yayılıyo mu? Maceciklen geçiyo mu? Bardak çektirdin mi hiç; gece ağrıyo mu ki??

Hayriye Teyze, bi doktor edasıyla kadının ağrısını sorguladı. Sadece hastalık durumu diil; 5 dakika içinde kadının kocasıyla arası, kaynanasıyla kavgası, çocuklarının işi, görümcesinin densizliği dahil tüm aile öyküsünü anlattırmıştı kadına! 10. dakikada kalkmış bi yandan kadının sırtına dirseğiyle masaj yapıp ağrıyo mu sorarken bi yandan da tedavi önerilerini söylüyordu: Sabah akşam sarı kantaron yağıyla masaj yaptır, sıcak havlu koy, üç gün de macecik iç, geçer... Bu sırada karşıda bekleyen örgü ören hasta, yanındakine örgü tarifi veriyordu, 'bak selanikten sonra 3 düz, 2 haroşa örcen'; yanımdaki amca bana askerlik anılarını anlatmaya başlamıştı bile. Kadınlardan biri bi borcamda herkese gece sardığı sarmayı sunuyor, annesinin muaynesini bekleyen çocuklar etrafta koşturuyordu. Bu nasıl bi dünyaydı böyle? Bu bekleyen yüzlerce hasta, gerçekten hasta mıydı; kaçı gerçekten tedaviye gelmişti. Kapı açılınca doktor hanımı gördüm. Benim şurda on dakika katlanamadığım insanların her gün yüzlercesinin sorununu dinlemek; sosyalleşmek için gelen bi takım teyzelerin gönüllerini eylemek ne zor işti!

Birden niye burda olduğu aklına geldi; Hayriye Teyze kalkmış gidiyordu; hem de muayene olmadan?? Bu iş nereye varacak merak içinde izlemeye devam etti. Hayriye dışarda uzun zayıf genç bi adamla buluşup elindeki kağıdı uzattı, cep telefonundan bişeyler gösterdi; biraz konuşup ayrıldılar. Adam eşgâle uyuyordu; Muhittin onu izlemeye karar verdi. Otobüse binip bikaç durak ilerde inen adam, bi adresi arıyor gibi bakınıp bi köşede zulalanıp beklemeye başladı. Bikaç saat sonra sokağın başından bi kadın gelirken adam hareketlendi; Muhittin kadını hemen tanıdı; bu Hayriye'nin muaynede konuşup durduğu kadındı. Uzun-zayıf adam cebinden bıçağını çıkarıp kadının önüne panter çevikliğiyle atlamıştı ki, Muhittin adamı kıskıvrak yakaladı. Kadın şokta, bu hiç tanımadığı adama dehşet içinde bakıyordu.

Muhittin böylece bir garip olaylar zincirini Müge Anlı'dan önce çözmenin gururunu taşıyordu. Hayriye Teyze herşeyi itiraf etti:

- Guzuuum, ben eşim öldükten sonra, evde yalnız kalmak istemediğimden yıllardır her sabah kalkıp muayneye gitmeye başladım. Gitgide hastaneler dolup taşmaya, 5 dakika arayla verilen randevularla sistem çıkmaza girmeye başladı. Her gün izlediğim o zavallı doktorları gördükçe içim yandı be guzuum! İpe sapa gelmez şikayetlerlen muayneye gelenler mi dersin, üstüne bi de bağırıp çağıranlar, saygısızca herşeyi şikayet edenler mi dersin; her gün neler gördüm neler? Bi gün televizyondan bi ses duydum bana 'git hastaları azalt, sevaptır, doktorlara yardım et, her gördüğüne ilaç ve tedavi öner; hiç olmadı başı ağrıyanın başını, kulağı ağrıyanın kulağını kes' dedi. Ben de emekli maaşımla adam tuttum, kapıda sohbetlen herşeyini öğrenip onları tedavi etmeye başladım; kulağı ağrıyosa 'kulak yok, ağrı da yok!' di mi evlâdım, kestirdim gitti.

Sen de biraz kansızlık mı var ne; B12 baktırdın mı hiç?!'

Hayriye Teyze akıl hastanesine yatırıldı; her gün hastanede herkesi muayene etmeye devam etti. Keendüsü ne kadan da yüce bi insandır, insanlığa hizmet etmiş bilge bi teyzedir; kafa yoksa sorun da yok, öyle diil mi; hebele hübele...